Haber Detayı
11 Nisan 2018 - Çarşamba 11:44 Bu haber 520 kez okundu
 
Türkiye 21. Uluslararası Kömür Kongresi başladı
Türkiye 21. Uluslararası Kömür Kongresi başladı
EKONOMİ Haberi
Türkiye 21. Uluslararası Kömür Kongresi başladı

11-13 Nisan 2018 tarihleri arasında Zonguldak’ta gerçekleştirilen Türkiye 21’inci Uluslararası Kömür Kongresi ve Sergisi, açılış konuşmaları ve sergi açılışıyla başladı. 
Zonguldak Maden Mühendisleri Odası tarafından gerçekleştirilen kongreye TMMOB Maden Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ayhan Yüksel, CHP Enerji Grup Komisyonu Başkanı Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın, KESK Eş Başkanı Aysun Gezen, CHP Zonguldak Milletvekilleri Şerafettin Turpçu ve Ünal Demirtaş, GeNel Maden İşçileri Sendikası Genel Başkanı Ahmet Demirci ve çok sayıda davetli katıldı.

Programın açılış konuşmasını yapan TMMOB Maden Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ayhan Yüksel, "1978 yılında ilkini yaptığımız Kömür Kongresi olanaksızlığa ve engellemelere rağmen 40 yıldır kesintisiz olarak düzenlenen kongrelerimizin düzenlenmesinde emeği geçen herkese ve bu emeğe zemin sunan Maden Mühendisleri Odası teşekkürlerimizi sunuyoruz. Ülkemizde var olan stratejik öneme sahip vardıklarından birisi de kömürdür. Dünyada ve ülkemizde projeksiyonda fosil kaynaklı enerji ham maddelere ihtiyacın olduğu yadsınmaz bir gerçektir, Enerji de dışa bağımlığımızın giderek arttığı son dönemlerde kömür varlığımızı etkin ve verimli bir şekilde üretmemiz kömürün önemi daha da artmaktadır. Kömür rezerv verimlilik ve üretim, güvenliği ve işçi ekonomiklik, yükseltilebilmesi yenilikçilik esaslarına bağlı olmak kaydıyla kömür kalitesi olarak yönünde büyük önem vermek zorundayız. Bununla birlikte ülkemizde yaygın bulunan linyit varlığımızın yanında Zonguldak özdeş Karaelmas olarak adlandırdığımız taşkömürü varlığımızı da stratejik öneme sahiptir. Taşkömürü koklaşabilir özelliğe sahip olduğundan demir çelik sanayinin vazgeçilmez. Bu nedenle taşkömürü evlerde ve termik santrallerde kullanamayacak kadar çok değerli bir kaynağımızdır. Ben kongrenin düzenlenmesinde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” dedi.

11-13 Nisan 2018 tarihleri arasında Zonguldak’ta gerçekleştirilen Türkiye 21’inci Uluslararası Kömür Kongresi başladı. Dedeman Otel'de düzenlenen kongreye CHP Zonguldak Milletvekilleri Ünal Demirtaş, Şerafettin Turpcu, TMMMOB Zonguldak Şube Başkanı Erdoğan Kaymakçı, GMİS Genel Başkanı Ahmet Demirci, siyasi parti ve oda temsilcileri ile çok sayıda davetli topluğu katıldı.

Kömür madenciliğin de ki teknolojik gelişmelerin, yaşanan sorunlar ve önerilerin tartışılıp irdelendiği ve 21.si düzenlenen kongrede 10 adet oturumda toplam 46 adet bildiri sunulacak. Kongrede maden mevzuatındaki son değişiklikler ile Zonguldak Havzası Kömür Madenciliği Potansiyeli" başlıklı iki adet çağrılı bildiri sunulacak. Oturumlardan biri tam 35 yıl önce bugün Kozlu'da meydana gelen grizu faciasında yaşamını yitiren 10 maden şehidinin anısına atfedildi. Bu oturumda kaza ile ilgili özel bir sunum da yapılacak. Kongrede ayrıca ulusal Güney Afrika Cumhuriyeti' den katkı veren bilim insanlar da bulunuyor.

MELİH GENİŞ: ENERJİ HAMMADDELERİNİN ÇIKARILMASI VE KULLANIMI İÇİN ÜRETİLMESİ VE İŞLENMESİ İÇİN STRATEJİK BİR ÖNEME SAHİPTİR.

Türkiye 21. Uluslararası Kömür Kongresi Yürütme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Melih Geniş yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Türk Mühendis Mimar Odaları Birliği (TBMMOB) Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi tarafından düzenlenen Türkiye 21. Uluslararası Kömür kongresine hoş geldiniz. Madencilik sektörü geçmişte olduğu gibi bugün de dünyanın birçok ülkesi Fosil kaynaklı hammaddelerinin üretimi madencilik faaliyetleriyle gerçekleştirilmektedir. Unutulmamalıdır ki tarihte ve günümüzde yaşanan savaşlarının ana nedenleridir. Enerji hammaddelerinin çıkarılması ve kullanımı için üretilmesi ve işlenmesi için stratejik bir öneme sahiptir. Ülkemizde var olan stratejik öneme sahip varlıklarından birisi de kömürdür. Dünyada ülkemizde gelecek projeksiyonda fosil kaynaklı enerji hammaddelere ihtiyaç olduğu yadsınmaz bir gerçektir. Enerji de dışa bağımlılığımızın giderek arttığı son dönemlerde kömür varlığımızı etkin ve verimli bir şekilde üretmemiz önemi daha da attırmaktadır. Bu nedenle ülkemizdeki kömür varlıklarımızın tespiti, rezerv çalışmalar rasyonel üretim sağlığı, ekonomiklik, verimlilik, yenilikçilik esaslarına bağlı olmak kaydıyla kömür kalitesinin yükseltilebilmesi çevre dostu olarak kullanılabilmesi yönünde büyük önem vermek zorundayız. Bunun birlikte ülkemizde yaygın olarak bulunan linyit varlığımızın yanında Zonguldak'la özdeş ve Karaelmas olarak adlandırdığımız taşkömürü varlığımız da stratejik öneme sahiptir. Taşkömürü koklaşabilir özelliğe sahip olduğundan demir çelik sanayinin vazgeçilmez girdisidir. Taşkömürü evlerde ve termik santrallerde yakılamayacak kadar değerli bir kömürdür. Bununla birlikte kömürde teknolojik ürünler elde edilmesi konusunda daha çok desteklenmesi büyük önem taşımaktadır. Ülkemizde ki linyit varlığının büyük bir bölümü termik santrallerde kullanılmaktadır. Kömürün yakma teknolojilerinin geliştirilmesiyle kömür yanma veriminin yükseltilmesi hedeflenmeli ve çevre dostu termik santrallerin kullanımı desteklenmelidir. Madencilik sektörü, kendisini zaman zaman yaşanımlar iş kazaları ve felaketleri imle çevreye verdiği zararların ön plana çıkarılmasıyla hak etmediği unvanlara taşımıştır. Bunun yansımalarından birisi de üniversitelerin maden bölümlerinin tercih edilme oranının düşmesi olduğu kanaatindeyim. Sektörün daha verimli ve etkin çalışabilmesi için tüm taraflarca yapılacak mevzuat düzenlemeleri etkin ve rasyonel işyeri denetim sisteminin. Bilimsel ve teknolojik yatırımların yapılma zorunluluğu, taşeron sistemlerinin, iş sağlığı-güvenliği kültürü ve algılarının devamlı sorgulanması ve uygulamalardaki aksaklıkların bir an önce giderilmesi gerekmektedir. Sonuçta sektörün hızlı bir şekilde gelişmesi ile ülkemiz kalkınmasına hak ettiği yerini alacağı bir gerçektir. Kongremizin gerçekleşmesinde büyük emeği bulunan başta kongre yürütme kurulu üyelerine, teknik sunum yapacak yazarlara kongre danışma ve bilim kurulu üyelerine, sergi katılımcısı, sponsor ve delege gönderen kamu ve özel sektör temsilcilerine kongremizin düzenlenmesinde görev alan komisyon üyelerine ve kongremizin gerçekleştirildiği otelin çalışanlarına, yazılı ve görsel basın temsilcilerine ve ismini anmayı unuttuğum tüm kişi ve kuruluşlara teşekkür ederim. Değerli delegeler ve değerli katlımcalar, burada sözlerime son verirken Kongremizin ülkemiz kömür madenciliğine katkı sağlamasını temenni eder bir avuç kömür çıkarmak için yerin yüzlerce metre altında ve yer üstünde can veren tüm maden emekçisi şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.”

ERDOĞAN KAYMAKÇI: KONGRESİNDE AMACIMIZ, KÖMÜR SEKTÖRÜN DAR BOĞAZLARINA DEĞİNMEK VE BUNLARA İLİŞKİN ÇÖZÜM ÖNERİLERİNİ MASAYA YATIRMAKTIR

TMMOB Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi Başkanı Erdoğan kaymakçı konuşmasında sektördeki sorunların çözüm önerilerini masaya yatırmak olduğunu belirterek şunları söyledi: “Kongrenin gerçekleştirilmesinde yürütme kurulu, danışma kurulu ve komisyonlar ve şube yönetim kurulu olmak üzere büyük emeği geçen bütün arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Doğal kaynakların bulunmasında, işletilmesinde, sanayinin gereksinimine uygun olarak hazırlanmasında ve pazarlanmasında, ülke ve kamu yararı doğrultusunda madencilik politikaları üretmek, bu hedefe ulaşmak için gerekli görülen tüm girişim ve etkinliklerde bulunmayı” kendisine öncelikli amaç edinen Odamızın 1978 yılından itibaren 2 yılda bir düzenlemiş olduğu Kongremize katılarak destek veren ve bizleri yalnız bırakmayan kamu ve özel sektör madencilik kuruluşlarına ayrıca teşekkür ediyorum. Bugün aynı zamanda 11 Nisan 1983'de Kozlu'da meydana gelen ve 10 meslektaşımızı kaybettiğimiz Kozlu Grizu Faciasının da yıldönümü. Bu etkinlik vesilesiyle kaybettiğimiz madenci kardeşlerimizin, meslektaşlarımızın anıları önünde saygıyla eğiliyoruz. Gizliliğin egemen olduğu, atıkları konusunda güvenliğin tam olarak sağlanamadığı, denetime kapalı ve böyle olduğu için de insanların ve diğer canlıların yaşamının tehlikeye atıldığı Nükleer Santral macerasına doğru yol aldığımız ve tepkilere rağmen şeker fabrikalarındaki özelleştirme ısrarının sürdürüldüğü günlerden geçiyoruz. Bu süreçte gerçekleştirdiğimiz 21. Kömür Kongresinde amacımız, kömür sektöründe ulaşılan güncel teknolojik ve bilimsel gelişmeleri takip etmek, ekonomik ve sosyal boyutlarıyla sektörün dar boğazlarına değinmek ve bunlara ilişkin çözüm önerilerini masaya yatırmaktır. Kongrenin çalışmaları sonucunda bu konularda bundan önceki kongrelerde olduğu gibi gerçekçi ve tutarlı çözüm önerileri üreteceğine olan inancımızı da belirtmek isterim. Kömürle ilgili gerçeklere hepimizin vakıf olduğunu biliyorum. Bunları burada yeniden ele alarak sizleri sıkmak istemiyorum. Ancak özet halinde bazı bilgileri tekrar etmekte de yarar olduğu kanısındayım. Kendi kaynaklarını yok sayan, kaynaklarını kullanmayan bir ülkenin kalkınması mümkün değildir. Madenler de kalkınmanın lokomotif unsurlarından birisidir. Gelişmiş ülkeler kalkınmalarını kendi kaynakları devreye alarak sağlamışlardır. Enerjiden yararlanmak temel bir insan hakkıdır. Bu nedenle tüm tüketicilere yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli, güvenilir bir şekilde sunulması temel bir enerji politikası olmalı, enerji üretiminde dışa bağımlılık azaltılmalı, ağırlık yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarına verilmelidir. Oysa ülkemizde tam tersi bir uygulama söz konusudur. Enerji tüketimimizin yarısından fazlasını petrol ve doğalgaz santrallerinden elde ediyoruz. Bu nedenle ülkemizi kömürü, yan ürünleri ile birlikte, düşünür hale getirmek zorundayız. Yani Türkiye; enerji üretimini yerli kaynaklarına bağlamak, yerli kaynaklarına dayandırmak zorundadır. Kömürde ikinci temel unsur ise taşkömürüdür. Üzüntüyle görüyoruz ki Türkiye’de üretimi her alanda artırmak zorunda olduğumuz bir dönemde koklaşma özelliği bulunan taşkömürü üretiminin uzun yıllardan beri düzenli bir şekilde düşürüldüğü bir süreçten geçiyoruz. Zonguldak, Cumhuriyet’in ilanından sonra kurulan ilk ilimizdir. O günlerden bu yana Zonguldak ve çevresindeki bölgenin gelişmesinde en büyük rolü kömür madenleri oynamıştır. Ülkemizin tek taşkömürü havzası olan Zonguldak’ta 1940 yılına kadar yerli ve yabancı şirketler tarafından yapılan üretim bu tarihte tamamen devletleştirilmiştir. 1980’li yıllara kadar önemli bir kömür üretim trendi gerçekleştirmiş olan Zonguldak ülkemizin kalkınmasında lokomotif görev üstlenerek yön vermiş, demir- çeliklerin hammaddesi olan taşkömürü üretimiyle Zonguldak ve Batı Karadeniz, ülkemizin ekonomisine katkı sağlayan sektörlere olan desteğiyle 1 numaralı ağır sanayi bölgesi olmuştur. Ancak 80‘lerin ortalarından itibaren dünya genelinde esen özelleştirme rüzgârlarından Zonguldak ve TTK’da etkilenmiş uygulanan ekonomik politikalar sonucunda üretim yapılamaz hale getirilerek bugünkü olumsuz durumla karşı karşıya bırakılmıştır. Zonguldak Taşkömürü Havzası’nda üretim jeolojik koşullar nedeniyle emek-yoğun olarak gerçekleştirilmektedir. Bu nedenle üretime yönelik istihdam zorunludur. Ancak son birkaç yıldır, hem TTK’nun, hem işçi sendikası GMİS’in hem de sektörle ilgili meslek odalarının (Maden Mühendisleri Odası vd. olmak üzere) ve demokratik kitle örgütlerinin taleplerine rağmen üretime yönelik istihdam yapılmamakta, işçi eksikliği nedeniyle çalışılabilecek üretim yerlerinin ancak az bir kısmı çalışabilmekte, üretim gittikçe düşmektedir. Belli ki siyasi irade böyle bir durum arzu etmekte ve “bakınız kurum üretemiyor, zarar ediyoruz” algısının/düşüncesinin toplumda yer etmesini sağlayarak kendi projelerini gerçekleştirme yoluna gitmektedir. Böylelikle TTK ya parça parça küçültülerek özelleştirilecek bu da olmazsa zaten kendiliğinden kapanacaktır. Kısaca kurum kapanma ya da özelleşme çıkmazıyla/kaderiyle baş başa bırakılmıştır. Kömürün bir tesis içinde katı, sıvı ve gaz ürün üretimine yönelik olarak değerlendirilmesi konusunda pek çok ülkede ve pek çok kuruluş tarafından araştırmalar yapılmaktadır. Ülkemizde de bu gelişmeler ışığında çalışmaların hızlandırılması artık bir zorunluluktur. Dolayısıyla sektörün tüm girdilerini ulusal ekonomiye en üst düzeyde katkısı olacak biçimde değerlendirilmesi ve uygulamada etkinliği artırmak için merkezi bir planlamanın tek elden yürütülmesi zorunluluğu, yani havza madenciliği ilkesi vardır. Demir-Çelik her türlü sanayinin temel ihtiyacıdır. Bu nedenle bir ülkenin üretimi ve tüketim durumu, o ülkenin ekonomik seviyesini de belirler. Gelişmiş ülkelerde kömür, demir-çelik üretimleri birbirine paralel ilerlemiştir. Ulusal kaynaklarını öncelikle harekete geçiren ülkeler hızla kalkınmış ve gelişmiş ülkeler safında yer almışlardır. Bizde de bu potansiyel bulunmaktadır. Konuşmamı Zonguldak’la sınırlandırmamı hoşgörü ile karşılayacağınızı ümit ediyorum. Bir bütün olarak ülkemiz kömür madenciliğinin yapısal özelliklerini belirtmek, dar boğazlarına değinmek, işçi sağlığı ve iş güvenliği zaaflarını ortaya koymak, özelleştirme gibi çalışma sisteminden kaynaklanan dar boğazlara değinmek, hatta genel olarak enerji sorununa ilişkin önerilerimizi, örgütsel yaklaşımlarımızı sergilemek isterdim. Ne var ki hem zamanımız kısıtlı hem de bu değinmelerimiz çeşitli zamanlarda yaptığımız açıklamalarımızdan, belirttiklerimizden, vurguladıklarımızdan farklı olmayacaktır. Karamsar bir tablo çizdim, biliyorum. Ancak, bilime, aydınlığa ve evrensel değerlere inanarak bütün zorlukların üstesinden gelebileceğimizi de biliyorum. Odamız da madencilik sektörünün her alanında üyeleri aracılığıyla, bilgi üreten ve bu bilgiyi toplumsal kalkınma amacıyla, topluma yayma çabasını her koşulda yerine getirmeye çalışan mesleki, demokratik kitle örgütüdür. Bunu da dikkatinize bir kez daha sunmak istiyorum. Kongremize ve sergiye katkıda bulunan kamu ve özel sektör kuruluşlarına oturumlarda bildiri sunacak ve görev alacak yöneticilere, tüm delege ve izleyicilere, etkinliğimizin düzenlenmesinde yoğun çaba harcaya danışma ve yürütme kurulları ile kongre sekretaryasına, Şubemizin Yönetim Kurulu üyeleri, çalışanları ve yakında meslektaşımız olacak olan gönüllü öğrenci üyelerimize Şube Yönetim Kurulu adına içtenlikle teşekkürü bir borç biliyorum. Ülkemize güzel günler gelecek buna inanıyoruz. İnanıyoruz çünkü Pablo Nuredo'nun dediği gibi "tüm çiçekleri kopartabilirler; ama yine de baharın gelmesini asla engelleyemezler.”

AYHAN YÜKSEL: SORUNLAR GİDEREK AĞIRLAŞIYOR

TMMOB Maden Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ayhan Yüksel’de sektörde sorunların giderek arttığını belirterek şunları söyledi:

"Sizleri, TMMOB Maden Mühendisleri Odası 46. Dönem Yönetim Kurulu ve şahsım adına saygıyla, sevgiyle ve dostlukla selamlıyorum. İlkini 1978 yılında yaptığımız Kömür Kongresi’nin 40. Yılında yine birlikteyiz. Her türlü olanaksızlığa, badireye ve engellemelere rağmen 40 yıldır kesintisiz olarak düzenlenen kongrelerimizin düzenlenmesinde emeği geçen herkese ve bu emeğe zemin sunan Maden Mühendisleri Odası örgütlülüğüne teşekkürlerimizi sunuyoruz. Odamız 3-4 Mart tarihlerinde 46. Genel Kurulunu yaparak yeni bir çalışma dönemine girdi. Her ne kadar yeni bir dönemi olsa da sorunlar eski ve giderek ağırlaşıyor. İçinde yaşadığımız bu koşullardan ekonomi de payını almaktadır. Son dönemde döviz kurlarındaki artış, artan iflaslar önümüzdeki günler için olumsuz sinyaller vermektedir. Ekonomideki olumsuz gidiş birer yurttaş olarak hepimizin yaşamının belirgin bir biçimde etkileyeceği gibi, üretimin temel girdilerinin önemli bir kısmını sağlayan madencilik sektörünü, ve elbette meslektaşlarımızın mesleki faaliyetlerini de bir o kadar olumsuz etkileyecektir. Yaşanan iflasların madencilik sektörüne yansıması söz konusudur. Olağan yönetsel mekanizmaların devre dışı bırakıldığı, kararların tek merkezden alındığı ve denetlenemediği her durumda ekonominin daha büyük olumsuzluklar yaşaması kuvvetle olasıdır. Bu ekonomik olumsuzluklar bir yandan çalışan ücretli üyelerimizi ciddi olarak etkilerken, diğer yandan işsiz maden* mühendisleri sayısının daha da artmasına neden olacak meslektaşlarımız da dahil tüm toplumun daha da yoksullaşmasına neden olabilecektir. Umarız bu olumsuz gidişat son bulur, olağanüstü hal kaldırılarak normal düzene geçeriz, demokratik değerlere yönelmiş bir hukuk devleti yolunda önemli adımlar atılır ve insanlarımız hak ettikleri yaşam standartlarına kavuşurlar.Hiçbir muhalif sese tahammül edemeyen AKP iktidarının tüm Anayasal kurumlan bir bir ele geçirme çalışmaları devam etmiş ve sıra TMMOB ile Odalarımıza gelmiştir. Kuruldukları günden itibaren iktidarların karar ve tasarruflarını toplumsal yarar ve mesleki fayda süzgecinden geçiren, mesleki-bilimsel doğrulan dayanak alarak muhalif tavrını ülkenin en karanlık dönemlerinde bile sergilemekten geri durmayan TMMOB ve bağlı Meslek Odaları, iktidarın topyekûn saldırı dalgasının önde gelen hedeflerinden biridir. TMMOB ve bağlı Meslek Odaları 60 yılı aşkın bir süredir mesleki faaliyet yürütmekte, bir yandan meslektaşlarının hak ve çıkarlarını savunurken, diğer yandan mesleki niteliği artıracak girişimlerde bulunmaktadır. Meslek Odalarının hareket noktası toplumsal yarar ilkesidir. Topluma yararı olmayan, hatta kamusal anlamda zarara yol açan uygulamalara karşı çıkmak mesleki etik anlayışının doğal bir sonucudur. Meslek Odaları, bunları yaptığı için siyasi iktidarların hedefi olmuştur. Bilinmesini isteriz ki, TMMOB ve bağlı Odaları siyasi iktidarların üzerlerinde kurduğu baskıya, her koşulda direnecektir. "Mesleğimize, örgütümüze, halkımıza, ülkemize sahip çıkıyoruz" sözünü her yerde her koşulda yüksek sesle dile getirdik ve getirmeye de devam edeceğiz. Meslek alanlarımız üzerinden ülkemiz gerçeklerini okumak, toplumu bilgilendirmek ve meslek onurumuzu korumak amacıyla öneriler geliştirdik, bunları yaşama geçirmek için mücadele ettik ve etmeye de devam edeceğiz. Bu mücadeleyi verirken üyelerimizde ve halkımızdan başka hiçbir kesim ve çıkar grubu ile ne kesiştik ne de paralel bir yolda yürüdük. Bu çalışmaları yaparken bilimin ışığında yürüdük ve yürümeye de devam edeceğiz. TMMOB Maden Mühendisleri Odası, mesleğin ve meslektaşın sorunlarını ülke ve dünya sorunlarından ayırt etmeden küresel ve ulusal ölçekte madenciliğin gelişimi, sorunlarının önlenmesi ve giderilmesine yönelik idari, teknik, hukuksal ve politik süreçlerin öznesi olan demokratik mesleki kitle örgütüdür. Bu amaçla ülkemizin gelişimi, halkımızın refahının yükseltilmesi, mesleğimizin ve meslektaşlarımızın gelişimi için bilimsel kongreler ve sempozyumlar yapmak öncelikli görevlerimiz arasındadır. Yaşadığımız yüzyılda, çelişki ve çatışmaların en önemli nedenlerinden biri enerjidir. Giderek derinleşen ve küresel bir krize dönüşen enerji madenciliğin temel konuları arasındadır. İşte bu nedenle, enerjinin madencilik bağlamında yaşadığı sorunların tanımlanması ve bu sorunlara çözüm önerileri oluşturulması, bu alanda yaşanan teknik gelişmelerin akademi ve meslektaşlarımız arasında paylaşılabilmesi amacıyla, kamusal yararın ve bilimin ışığında çalışmalar yapmak odamız için bir zorunluluktur. Bu kapsamdaki çalışmalarımızın en önemlilerinden biri de "Türkiye Kömür Kongresi"dir. Odamız tarafından yirmi birinci kez düzenlenen Kongremiz sadece kömür madenciliği ve enerji üzerine değil, işçi sağlığı ve güvenliği alanından çalışma ilişkilerine, maden hukukundan, madencilik politikalarına kadar her alanda, akademisyenlerimiz ve meslektaşlarımız tarafından üretilen çalışmaların en geniş kesimlerce paylaşılmasını ve tartışılmasını amaçlayan önemli bir platform olmuştur ve olmaya da devam edecektir. Kongre kapsamında bilim insanlarının, uzmanların yoğun emekle hazırladıkları bildiriler, siz katılımcıların katkıları zenginleşecek ve Kongre sonunda hazırlanacak bir sonuç bildirisi aracılığı ile kamuoyu ile paylaşılacaktır. Böylesi değerli bir bildirinin siyasal iktidar, ilgili bürokratlar ve sektöre yön veren kurum ve kuruluşlar tarafından önemsenmesi gerekmektedir.

Madencilik uzun erimli bir sektördür. Günübirlik karar, uygulama, planlama ve politikalarla yönetilemez. Ancak bunun tam tersini yapıldığını üzülerek görmekteyiz. Ülkemizde her ne kadar “yerli ve milli madencilik politikası”, “yerli ve milli enerji politikası” olduğu iddia edilse de “ben herhangi bir belge ve dokümantasyona ulaşamadım” ne yazık ki ülkemizde köklü bir madencilik politikası yoktur. Eğer köklü bir madencilik politikamız olsa Maden Kanunu son 2 yılda 3 kez son 15 yılda ise 6 kez değiştirilmezdi. Madencilik çıkarılamayan yönetmelikler yerine günü birlik duyurularla yönetilmezdi. Eğer bu ülkede yerli ve milli bir madencilik politikası olsa ülkemiz doğalgaz cennetine dönüştürülmezdi. Eğer bu ülkede yerli ve milli bir madencilik politikası olsa Zonguldak’ta ki kömür için buraya kurulmuş olan Demir-Çelik Fabrikasında ithal kömür kullanılmazdı. ETKB “yerli ve milli madencilik” diyor “yerli ve milli enerji” diyor. Yerli kömüre dayalı termik santral kuracağız diyor. Soruyorum sizlere proje yabancıysa, teknoloji yabancıysa, finansman yabancıysa hatta ve hatta işçilik dahi yabancıysa bunun neresi yerlidir? Neresi millidir? Aynı durum nükleer santraller için de geçerlidir. Ülkemizde “yerli ve milli madencilik politikasından bahsedenlere sesleniyorum TMMOB Maden Mühendisleri Odası bunu yıllar önce söyledi, yazdı ve yayınladı. 21. Uluslararası Kömür Kongresi’nde Zonguldak’tayız. İzin verirseniz bu politikaların bize göre bu politikasızlığın Zonguldak’ı ve taşkömürü madenciliğini ne hale getirdiğini rakamlar üzerinden sîzlerle paylaşmak istiyorum. Siyasi iktidar 15 yıl önce uygulayacakları politikalarla, yapacakları yatırımlarla Zonguldak’ta TTK tarafından yılda 5 milyon, özel sektör tarafından da 5 milyon ton olmak üzere 10 milyon ton taşkömürü üreteceğini vaat etmiştir. 2002 yılının sonunda TTK’nın yıllık tüvenan üretimi 15.792 işçi ile 3.245.000 tondur. Uygulanan 15 yıllık politikaların sonucunda 2017 yılı sonu itibariyle TTK’nın yıllık tüvenan kömür üretimi 7.724 işçi ile 1.332.000 ton’a gerilemiştir. TTK üretimini 50 artıracağını vaat edenler üretimi 50’den fazla düşürmüş TTK’yı büyütecekleri yerde 50 küçültmüşlerdir. TTK’nın istihdamı da yaklaşık olarak 50 gerileyerek 15.792’den 7.724’e düşmüş, üretimi son 3 yıl içerisinde 30 gerilemiş, 2016 yılı zararı 887 milyon TL’ye çıkmış, oransal olarak zararı 3 yıl öncesine göre 60 artmıştır. Yani, işçi sayısı azalmıştır, üretim de azalmış ancak zarar artmıştır. Rakamların gösterdiğine göre hiçbir teknolojik yatırım yapılmamıştır. Buradan TTK’nın zararının faturasını emeği ile çalışan mühendislere işçilere çıkaranlara sesleniyorum. Bu zararın sorumlusu bu yanlış politikaları yaşama sokanlardır. Bu zararın sorumlusu TTK’nın madencilik bilim ve tekniğine uygun olarak yönetilmesini engelleyenlerdir. Bu zararın sorumlusu TTK’da liyakati yok sayanlardır. Aynı dönem içerisinde Zonguldak özel sektörü de farklı değildir. 2002 yılında yıllık 75.000 ton düzeylerinde olan özel sektör üretimi rödevanslı sahaların da artmasıyla 2008 yılında 1 milyon tonun üzerine çıkmasına rağmen 2011 yılından sonra düzenli bir düşüşe geçerek 2017 yılı sonu itibariyle 390.000 ton düzeyine gerilemiştir. Beş milyona yükseltileceği vaat edilen özel sektör üretimi bu rakamın 7’si düzeyinde kalmıştır. Zonguldak özel sektörünün TTK ile benzer durumda olduğu net olarak görülmektedir. Demek ki özelleştirme çare değildir. Hazine Müsteşarlığımın, 2015 sonu itibarıyla KİT'lerin ve özelleştirme programındaki kuruluşların cari fiyatlarla stok borçlarını açıkladığı ve bu duruma göre Türkiye Kömür İşletmelerimin (TKİ) en çok zarar eden kamu kuruluş olduğu ifade edilmiştir. Buna göre TKİ, 1.564.000 Türk Lirası ile en çok görev zararı oluşan kuruluştur. Bu zararın ana nedeninin TKİ’nin özel sektörden satın aldığı kömürlerden kaynaklandığı ve kurumun kendisinin üretimden vazgeçmesi sonucu olduğu bilinmektedir. TKİ kendi sahasını özel sektöre rödevansa veriyor, buradan çıkarılan kömürü satın alıyor ve bu kömürleri santrale satıyor ve bu işten zarar ediyorsa bunun sorumlusu kimdir? Bu yıkıcı politikalara son verilmelidir. TTK ve TKİ ülkemiz kömür madenciliğinin eski günlerinde ki gibi iki güzide kuruluşu haline getirilmeli, bölünüp, parçalanıp özelleştirilmemelidir. TTK ve TKİ siyasilerin değil bilim insanlarının ve maden mühendislerinin himayesinde, liyakate uygun şekilde yönetilmelidir. Maalesef iş sağlığı ve güvenliği konusunda da benzer sıkıntıları yaşıyoruz. Soma ve Ermenek Facialarının üzerinden yaklaşık 4 yıl geçmiştir ve ne yazık ki hala bir arpa boyu yol alınamamıştır. Üzülerek söylüyorum ki bu faciaları unutturmaya çalışanlar hedeflerine ulaşmayacaktır. Soma üzerinden şov yapanlar, rant elde etmeye çalışanlar, kanal kanal televizyon ekranlarında boy gösterenler ne yazık ki artık Soma Davası'nı takip etmemektedirler.  Soma davasından sonra yaptığımız tüm açıklamalarda ve 19. Kömür Kongresinde yine bu kürsüden söyledik; davanın takipçisi olacağız dedik ve olduk. 26 Mart’ta ki 69. Celsede mahkeme salonunda idik 19 Haziran’da ki mahkemede de olacağız ve davayı takip edeceğiz. 13 Mayıs Soma Faciasının birinci yıldönümünde olduğu gibi bu yılda 13 Mayıs'ta yine Soma'da olacağız. Ölen ve ölemeyen maden mühendislerine sahip çıkmaya devam edeceğiz. Soma Davasının savcılık mütalaası 69. Celsede okundu. Mütaala incelendiğinde facianın faturası Daimi nezaretçi olan, teknik nezaretçi olan, iş güvenliği uzmanı olan maden mühendislerine çıkarılmıştır. Maden mühendisleri günah keçisi ilan edilmiştir. Devletin tüm sorumluluğu sadece 2 kontrol baş mühendisine yüklenmek istenmiştir. Soma Faciasından sonra, Odamız tarafından hazırlanan raporda da belirtildiği üzere kazanın asli ve sistemsel nedenleri neo liberal politikaların gereği uygulanan taşeronlaştırma, üretim zorlaması, mevzuattan kaynaklanan esnekleşme ve kuralsızlaştırma ile denetimsizleştirmedir.  Yani mevzuat ile esnek ve kuralsız çalışma ilişkilerini düzenleyen mevzuatı yaparak üretim zorlamasını sağlayanlardır. Maden mühendisliği bilim ve tekniğini hiçe sayarak ülkemizde 18. yüzyıl madenciliğinin yapılmasına izin verenlerdir. Odamız tarafından 1978 yılından itibaren her iki yılda bir düzenli olarak yapılmaktadır. Bu yıl Kongremizin 40. Yılıdır. Her türlü engellemelere rağmen Kongremizi 21. kez yapmanın gururunu ve onurunu yaşamaktayız. Kongremiz kapsamında sunularak tartışmaya açılacak olan bildirilerin dünya ve ülkemiz madenciliği ile insanlığa fayda sağlamasını diliyor, emeğin Başkenti Zonguldak’ta bir avuç kömür için bir ömür veren maden emekçilerini ve meslektaşlarım maden mühendislerini saygıyla anıyor, kongrenin düzenlenmesinde emeği geçenlere ve tüm katılımcılara, Kongremizi destekleyen kurum ve kuruluşlara teşekkür ediyorum”

AHMET DEMİRCİ: “TTK DİP YAPTI, ZONGULDAK GÖÇ VERİYOR”

Genel Maden İşçileri Sendikası (GMİS) Genel Başkanı Ahmet Demirci, Türkiye 21’inci Uluslararası Kömür Kongresi’nde yaptığı konuşmada şunları söyledi.

“Kuruluş kapasitesi yıllık 5 milyon ton olan Türkiye Taşkömürü Kurumu’nun üretimi yıllık sadece 823 bin ton.  Çalışan işçi sayısı 7 bin 462. Varlık sebebimiz olan Kardemir ve Erdemir’e kömür veremiyoruz. TTK’nın düşük kalorili atık kömürünü değerlendirmek üzere kurulan ÇATES’e bile kömür verilemiyor. TTK dip yaptı, Zonguldak göç veriyor” dedi.

Demirci şöyle konuştu; “21. Uluslararası Kömür Kongresi ve Sergisi’nin sektörümüze, ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını, ülkemizi yönetenlere ışık tutmasını diliyorum. Her şeyden önce 21. kez Kömür Kongresi’ni düzenleyen Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi’ne, Yürütme Kurulu’na ve katkı veren herkese teşekkür ediyorum.

BÖLGE HALKI OLARAK TÜM HÜKÜMETLERİ UYARDIK

20 kez bu kongrelerde ve başta Genel Maden İşçileri Sendikası olarak bizim yaptığımız kongreler ve etkinlikler başta olmak üzere, hemen hemen tüm konuşmalarımızda madencilik sektörünün sorunlarına dikkati çekiyor ve çözüm önerilerimizi sunuyoruz. Bu coğrafyada, Zonguldak Maden Havzası’nda 170 yıllık üretim kültürümüzden aldığımız derslerden ve ödediğimiz bedellerden söz ediyoruz. 1848 yılından günümüze Osmanlı İmparatorluğu’nun gerileme ve dağılma dönemlerinde, genç Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hızla kalkındığı dönemlerde, bölge insanları ve millet olarak yaşadıklarımızı anlatıyoruz. Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün 1931 yılında söylediği; “Zonguldak’ın derin toprakları altındaki servet-i madeniyye ne kadar kıymetli ise bizim nazarımızda Zonguldak da o kadar kıymetli bir vilayetimizdir” sözünü sık sık hatırlatıyoruz. 1980 ve özellikle 1990 sonrasında, emperyalist devletler ve uluslararası şirketlerin baskısıyla dayatılan küreselleşmeci politikalara karşı sadece anlatmakla kalmadık ve dünyada ses getiren eylemlerle uyarılarda bulunduk. 1990 Büyük Grevimiz, 4-8 Ocak 1991 Zonguldak-Ankara Yürüyüşümüz, 5 Nisan 1994 kararlarına karşı yaptığımız eylemler, bu iktidar döneminde taşeron uygulamalarına ve özelleştirme girişimlerine karşı yeraltında ve yerüstünde yaptığımız eylemlerle, maden işçileri ve bölge halkı olarak tüm Hükümetleri uyardık. Siyasi iktidarlar, Hükümetler değişti, ama anlayış değişmedi. 1978 yılından bugüne, bu kongrelerden sonra sonuç bildirileri yayınlandı, kitaplar basıldı, işin uzmanları çözüm önerilerini ortaya koydular. Devletin bağımsız bir kömür politikası olması için yol gösterildi. Madencilik Bakanlığı’nın ayrılması istendi. 1995 yılında; devlet, üniversiteler, meslek odaları, sendikalar ve tüm tarafların katılımıyla “Türkiye Taşkömürü Kurumu İnceleme Kurulu Raporu” hazırlandı. Ama bunlar hayata geçirilmedi. Üniversiteler, uzmanlar, meslek odaları, sendikalar yok sayıldı. Siyasetçiler kendi bildiklerini okumaya devam ettiler. Kısa vadeli günlük hesaplar yaptılar. Toplumsal çıkarları savunan, ülkesinin ve milletinin geleceğini düşünen bizlerin değil, yakın çevrelerinde kendi menfaatlerini düşünenlerin isteklerine kulak verdiler. Yüzlerce madenci kardeşimiz taşeron cinayetlerinde, iş kazalarında hayatını kaybetti. Bugün yıldönümü olan 11 Nisan 1983 tarihinde Kozlu’da kaybettiğimiz 10 maden şehidimizi, tüm maden şehitlerimizi rahmetle, şükranla anıyorum. Mekanları Cennet olsun.

Bugün geldiğimiz noktada, 170 yıllık üretim kültürüne sahip bu bölge, tarihinin en kötü dönemlerinden birini yaşıyor.

1920’lerden 1980’lere ülkemizin taşkömürü ihtiyacının neredeyse tamamını karşılayan maden havzamızda, bugün kamu ve özel sektör olarak taşkömürü üretimi 1,5 milyon ton civarında. Kuruluş kapasitesi yıllık 5 milyon ton olan Türkiye Taşkömürü Kurumu’nun üretimi yıllık sadece 823 bin ton. Çalışan işçi sayısı 7 bin 462. Varlık sebebimiz olan Kardemir ve Erdemir’e kömür veremiyoruz. TTK’nın düşük kalorili atık kömürünü değerlendirmek üzere kurulan ÇATES’e bile kömür verilemiyor. TTK dip yaptı, Zonguldak göç veriyor. Direne direne geldiğimiz nokta burasıdır.

Zonguldak gelişip kalkınırken ve 3 il olacak kadar büyürken Türkiye de gelişip kalkındı.

Ne yazık ki uyarılarımızı dinlemeyenler Zonguldak’ı gözden çıkartırken ülke ekonomisini batağa sürüklediklerini göremediler. Bugün Türkiye’nin dış borçları 400 milyar doları aştı, kısa vadeli borçlar 150 milyar dolara dayandı.

Cari açık 50 milyar doları geçti. Türkiye ekonomisi de Zonguldak gibi en kötü dönemini yaşıyor. Türkiye yılda 36 milyon ton taşkömürü ithal ediyor. Zonguldak ise kamu ve özel sadece 1,5 milyon ton üretiyor. Türkiye her yıl taşkömürü ithalatına 4-5 milyar dolar ödüyor. İşsizler Zonguldak’ı terk ediyor. Zonguldak Maden Havzası’nda halen 1,5 milyar ton taşkömürü rezervi var. Türkiye Taşkömürü Kurumu, mekanize, yarı mekanize üretim sistemlerinin hazırlıklarını sürdürüyor. Özel sektörde ciddi bir üretim faaliyeti yok. Türkiye’de ve Zonguldak’ta ekonomik göstergeler kötüleşmeye devam ediyor. Dövizin maliyeti arttı, artıyor, ithalat zorlaşıyor. Türkiye’nin her alanda kendi kaynaklarını değerlendirme mecburiyeti var. Türkiye’nin Zonguldak’a her zamankinden çok daha fazla ihtiyacı var.

YANLIŞLARIN BEDELİNİ TÜM TOPLUM OLARAK HEPİMİZ ÖDÜYORUZ

Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Maden Mühendisliği Bölümü’nün hazırlamış olduğu “Zonguldak Havzası Kömür Madenciliği Potansiyeli ve Türkiye Taşkömürü Kurumu Raporu” kısa ve orta vadede neler yapılması gerektiğini ortaya koyuyor. Bu rapor ilgililere ulaştırıldı. Özellikle demir-çelik sektörü açısından en kısa zamanda taşkömürü üretiminin artırılması mecburiyeti var. Değerli hocalarımız kongre sürecinde Zonguldak Havzası Kömür Madenciliği Potansiyeli hakkında bilgi sunacaklar. Eğer 1995 yılında hazırlanan rapor uygulansaydı TTK bugün tam kapasite ve zararsız çalışır halde olabilirdi. O günden bugüne öneriler hayata geçirilmedi. Tam tersine başta lavuarlar olmak üzere üretim zinciri parçalandı, çalışan işçi sayısı azaltıldı. Bugün bu tabloya bakarak kâr-zarar hesabı yapmak demek bu kurumu bile bile zarara sokup sonra da bahane aramak demektir. Umarım burada söylenenlere kulak verilir ve ülkemiz adına bağımsız bir taşkömürü politikamız olur. Çünkü artık yanlışların bedelini sadece maden işçisi değil tüm toplum olarak hepimiz ödüyoruz. Bakınız, kamu ve özel sektör burada, üniversiteler, meslek odaları, sendikalar burada. Sektörün kalbi burada atıyor. Buradan çıkacak öneriler en kısa zamanda mutlaka hayata geçirilmelidir. Bu düşüncelerle hepinize teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum.”

ŞERAFETTİN TURPCU: ZONGULDAK EKONOMİK, KÜLTÜREL, SOSYAL VE NÜFUS OLARAK HER ALANDA GERİYE GİTMİŞTİR

Zonguldak’ın ekonomik, kültürel, sosyal ve nüfus olarak her alanda geriye gittiğini belirten CHP Zonguldak Milletvekili Şerafettin Turpcu, şunları söyledi:

“Kömür havzasının bir Milletvekili olarak bugünlerde Zonguldak tarihinin belki de en zor dönemini yaşadığımız dönemde, bu değerli organizasyonu gerçekleştiren, emeği geçen herkese teşekkür ederek sözlerime başlamak istiyorum.  Bugün hem Zonguldak hem de ülkemiz olarak, AKP iktidarın çelişkileriyle, ekonomik buhranla ve zorluklarla yüz yüze geldiğimiz durumun en son noktasındayız.  Şimdi kısaca Zonguldak ve ülkemizin resmine sizlerle birlikte bakmak istiyorum. 80’li yıllara kadar istihdam yapısı, görünümü ve sosyo-kültürel yapısı bugünden çok daha iyi olan Zonguldak,80`ler den sonra ekonomik olarak geri gidiş yaşadı ve bu çöküş durdurulamaz hale geldi. Türkiye'nin ilk özel radyosunun kurulduğu, bir zamanlar en çok sinemanın bulunduğu, Türkiye'nin üç büyük şehri Ankara, İstanbul ve İzmir ile birlikte ilk tenis ve golf sahalarının olduğu yani sosyal ve kültürel olarak gelişmiş illerin en başında gelirdi. Ancak, Zonguldak, ekonomik, kültürel, sosyal ve nüfus olarak her alanda geriye gitmiştir. İzlenen politikalarla taşkömürü üretiminin Zonguldak ekonomisinin ana unsuru olmaktan çıkarılmış olması, Türkiye Taşkömürü Kurumu’nun içinde bulunduğu durum ve ilimizin ithal kömür işgali altında bulunduğu gerçeğini göz önüne aldığımızda, bugünün anlamı daha net şekilde ortaya çıkmaktadır. Yerin altında kömürümüz, yerin üstünde işsizlerimiz varken, gerekli hazırlıkların ve yatırımların yapılmaması ve mevcut işçi açığı nedeniyle yılda 1 milyon ton dahi üretemezken, 6,5 milyon tonu demir çelik sanayinde kullanılan koklaşabilir olmak üzere toplam 36 milyon ton taş kömürü ithal ediyoruz, yaklaşık 4 milyar dolar da para ödüyoruz. Kendi kaynaklarını yok sayan, kaynaklarını kullanmayan bir ülkenin kalkınması mümkün değildir. Dövizin arttığı, ithalatın zorlaştığı bu dönemde, kendi kaynaklarımıza yönelerek sağlanacak istihdam ve dışarıya verilecek dövizin önlenmesi çok önemli bir kazanç olacaktır.   Bazı verileri sizinle paylaşmak istiyorum:  Türkiye'nin iç ve dış borcu AKP elinde yeni bir rekor kırdı. Son 15 yılda, iç borç 125 milyar 'a,  dış borç ise tam  238 artarak 438 milyar 'a çıktı. 1950`den 2002`ye kadar, 52 yılda verilen cari açık, 43.7 Milyar dolardı, son 16 yılda verilen cari açık 561.6 milyar dolara çıktı, yani 16 yılda 52 yılın toplam cari açığı 13’e katlandı. 80 yıllık dış ticaret açığı 247 milyar dolardı, son 16 yıllık dış ticaret açığı 960.6 milyar dolara çıktı. Yani ülkemiz ürettiğinden fazlasını tüketen, kaynaklarını işçilerine, sanayisine değil, yurtdışına akıtan bir ülke haline geldi. 149 milyar dolar dış faiz, 689 milyar TL iç faiz ödemişken, bunun karşılığında ne yaptılar, hangi iş alanlarını açtılar? Kaynaklarımız yatırıma değil, faize gitti, işsizlik ve yoksulluk rekor kırdı.  Halk yoksullaşırken milyonerlerin sayısı arttı, son 6 yılda milyonerlerin sayısı 32 binden 127 bine çıktı! Geçtiğimiz yıl ülkeyi terk eden Türk milyoner sayısı 6 bin olurken, son iki yılda Türkiye'yi terk eden milyoner sayısı ise 12 bine ulaştı. Maliye Bakanı Naci Ağbal, 2003-2017 yıllarında toplamda 59 milyar 900 milyon dolarlık özelleştirmenin yapıldığını açıkladı. Peki bu paralar nereye gitti? Halka faydalı, istihdama, üretime katkısı olan hangi adım atıldı? Sürekli büyüme rakamları açıklanıyor ama, bu büyüme sürdürülebilir değildir. Çünkü ülkemiz, bütçe açığı ve cari açık eşliğinde büyüdü. Tablo karanlık görünse de asala karamsar değiliz. Birlikte bunu düzeltebiliriz yeter ki kendi kaynaklarımıza yönelip, hazırdan yeme alışkanlığını bir kenara bırakalım ve tarımdan madene her alanda üretelim. Sürekli yerli kaynak vurgusu yapan iktidar, kömür havasını ithal kömüre teslim etmiştir. Üretmediğimiz için halkın üzerine yeni vergiler yükleyip, her gün yeni bir vergi icat ediyorlar. 2018 bütçesine son torba yasayla eklenen vergilerin vatandaşa ek yükü 59 milyar TL iken bu esnafın kazanması mümkün müdür? Değildir.  Hasta garantili hastanelere, yolcu garantili havaalanlarına, araç garantili köprülere verilen garantilerin, paraların akıtıldığı rantçılar hariç herkesin zarar hanesine yazıldığı ortadadır. Hazine garantileri, 2010 yılında 10 milyar 872 milyon dolardı.2018 başında 25 milyar dolara dayandı. Avrasya Tüneline 2017’de 960 milyon Dolar. 2017 yılında; Kuzey Marmara Otoyoluna 2 milyar 738 milyon Dolar, Gebze-Orhangazi- İzmir Otoyoluna 4 milyar 956 milyon Dolar Kuzey Marmara Otoyolu Odayerine 1 milyar 40 milyon Dolar Kuzey Marmara Otoyolu Kurtköy Akyazına 1 milyar 634 milyon Dolar Hazine Garantisi verildi. En çok 'yerlilik ve millilik vurgusu' yaptığı dönemde köprülere, bugünlerde rekor üstüne rekor kıran dolar üzerinden garanti veren iktidar, benzer teşvikleri TTK’ya verilip yandaşlar yerine ülkenin kazanması sağlanamaz mı? Her şeyi ithal eden bir ülke haline geldik. Taşkömürü havzasına ithal kömür geliyor daha ne olsun, bu olabilecek en uç örnektir! Zonguldak bugün, havaalanında uçağı uçmayan, limanına ithal kömür taşıyan gemi dışında gemi gelmeyen, köyünde kasabasında genci kalmayan, sürekli göç veren bir il haline gelmiştir. İzlenen hatalı politikalar yüzünden ülkemiz işsizlik üssüne döndü, bu şekilde yerli ve milli olunmaz! Türkiye’nin Zonguldak`a ihtiyacı vardır, bedeli daha ağır olmadan iktidar yüzünü TTK’ya dönmek zorundadır. İşçi açığı giderilmeli, Türkiye’nin ihtiyacı olan taşkömürü ekonomiye kazandırılmalıdır. Değerli katılımcılar, kendine yeten tarım ve hayvancılık ülkesiyken her şeyi ithal eden, samanı bile dışardan alan bir ülke haline geldik. Yani bütün bu söylediklerimiz sadece kömürle ilgili değil. Enerjide dışa bağımlığımız sadece Rusya`ya 60 seviyesindeyken, mercimekten, canlı hayvana, hatta saman kadar, her alanda dışa bağımlı hale gelmiş ülkemizde, hangi yerlilik ve millikten bahsedilebilir? Tüm bu sorunların çözümü ve ülkemizin kurtuluşunun formülü seçimlerde milli değerlere sahip bir Cumhurbaşkanı ve CHP`nin bu süreçteki önderliği olacaktır. Hepinize saygılar sunuyorum”

KONGRE BİTİMİNDE GEZİ DÜZENLENECEK

Kongre kapanış oturumundan sonra Gökgöl Mağarası, Maden Müzesi gezilecek. Kongrede "Emeğin Mirası" adli sergiyi de kapsayan bir gezi düzenlendi. Bunun yanı sıra, kamu ve özel sektöre ait toplam 15 adet kurum ve firmaların sağladığı "Maden Makineler ve Sergisi” gezildi.

(HABER-ERCAN DEMİR)

Kaynak: Editör:
Etiketler: Türkiye, 21., Uluslararası, Kömür, Kongresi, başladı, ,
Haber Videosu
Yorumlar
Haber Yazılımı